22 Aralık 2011 Perşembe

Çocukluk

Büyümekti istediğimiz en olmadık zamanlarda kendimizden istediğimiz, ne olacağını ya da ne biteceğini düşünmeden sadece büyümek. Tüm zorlukları göze alıp kim ne derse desin, kim engellemek isterse istesin, çocukluktan kurtulmak. Ki nereden bilecektik o zamanlar çocukluk yapmaktan kurtulamayacağımızı...

29 Ekim 2011 Cumartesi

Umut

Umut karanlık odamın içerisinde bir ışık bulmak için gezinirken çarpıştık yanlışlıkla. Birbirimizi görmemiştik, daha önemlisi fark etmemiştik oturup sohbet edene kadar. Pencere kenarında oturup kurduğu hayallerden bahsetti bana, sonsuzluğa bakarken ki mutluluklarından. Bunları anlatırken gözlerinin içi parlıyordu, yüzünde bir tebessüm ve mutluluğun izleri tek tek seçiliyordu ta ki perdelerin çekilip ışığın odayı terk ettiği ve karanlığa mahkum olduğu günleri anlatana kadar. İçindeki sevgi tohumlarını hesapsızca ekmişti topraklara, karşılık beklemeden. Suyunu ve ışığını esirgemeden, bazense fazla fazla vermişti. Tüm olumsuzluklara rağmen pes etmemiş ve pencereden gelen ışık kesildiği halde devam etmişti sevgi tohumlarını ekmeye. Elinde avucunda sevgi tohumu kalmayana dek devam etmiş ve sonunda ne yapacağını bilmez bir şekilde dolanıp durur olmuştu karanlık odada bir tutam ışık kırıntısı bulabilmek için.
Yapma dedim kendine eziyet etmekten başka bir işe yaramaz bu. Sadece kendine zarar verirsin... Eğer yapmazsam içimdeki sevgide biter ve işte o zaman ben yaşayamam dedi titrek ve acıklı bir söyleyişle. Günden güne bulma şansı daha da azalıyor ve daha yorgun devam ediyordu arayışına. Gözlerindeki yorgunluk ve bitkinlik, konu sevgiden aşktan açılınca birden parıldıyor ve hissettiklerini büyük bir içtenlikle anlatıyordu. Umut yitirmemişti kendini, yitirdiği tek bir şey vardı oda ışığıydı...
Bir gece kaybettim ve bir daha bulamadım. Umut veda edemeden gitmişti. Karanlık olan odam daha bir karanlık ve daha bi soğumuştu gitti gideli. Sözleri vardı kulaklarımda devamını tamamlarken duyguladığım, bakışı vardı gözlerimde, bakmaktan usanmayacağım...

25 Ekim 2011 Salı

Uyan

Öyle oyunlar oynanıyor ki ülkemizde, insanlar neredeyse Türkiyenin doğusunu gönüllü olarak verecek. Van'da olan deprem ile Türkiyedeki milyonlarca insan üzülürken, geri kalan milyonlar oh oldu demesi gerçekten can sıkıntımı iki kat arttırıyor. Onların yerine kendimi koyduğumda haklılar diyorum bir an, benimde kardeşim askerdeyken bir şey olacak diye çok korkmuştum. Allaha çok şükür sağ salim döndü ama hala askerliği devam eden ya da terör nedeniyle şehit ya da gazi olan yakınları olan insanlar Van'da yaşananları aklı selim bir şekilde değerlendiremiyor ve "Neden devletten gelen yardımı aldın? Nerede gerillaların?" diyebiliyor. Bunu söyleyenlere şöyle bir sorum olacak, "Sen ne zaman vaz geçtin Türkiyenin doğusundan? Ne zaman onlar ve bizler demeye başladın? Yanlış yapanlara yanlışla karşılık vermeye ne zaman başladın?" Türkiyede toplumun tamamını ilgilendiren konularda hiç bir şey düşünmeden sağcısı, solcusu, alevisi, sünnisi, Türkü, Kürdü kısaca hepsi ortak bir amaç uğruna, düşünce, fikir, boy, dini inanç her şeyi bir kenara bırakıp insan olduğunu hatırlayıp üzerine düşen görevi yaparken bir fitne girdi insanlar arasına. Artık sokakta insanları çevirip Türk müsün? Kürt müsün diye soran (kendince düzen sağlayıcı) insanları görebiliriz. Yapılmak istenende özünde bu.

Bu ülke hepimizin, ister doğuda olsun isterse batıda olsun her yer bizim. Bir yerde bir ev yansa insanın içi burkulur içinde biri varmıydı diye. Hiç düşünmez içindeki Türkmüydü Kürtmüydü Arapmıydı diye. Bunları bir yere bırakıp insanlığınızı hatırlayın lütfen. Van'da bir deprem oldu ve binlerce insan açlık, barınma ve sağlık gibi bir çok yardıma ihtiyaçları var. Gazi Üniversitesinde iki birimde Van'a göndermek için yardım toplayıp dün gönderdi. Belki daha nice kurum ve kuruluş kendi içinde bunu organize etti. Buradan yardımda bulunan herkese teşekkür ediyorum. İnsanlıklarını unutmadıkları için.

Böyle durumlarda ne denir bilmiyorum ama Van'da ailesini kaybetmiş insanlara başsağlığı, Yaralılara Allahtan şifa diliyorum.

24 şehidimize hiç değinemedim. Ülkemizin bir çok ilinde evlere ateş düştü. İnsanlar oğullarını, eşlerini, babalarını kaybetti. Bir çok ilde yürüyüşler, protestolar yapıldı, terör naletlendi. 1-2 güne sığan bu olaylar insanlara artık çok acı vermemeye başladı. 1 şehit olduğunda ortalığı velveleye veriyorlar diyen bir başkana varken insanların şehitleri 2 gün sonra unutmuş olması çokta şaşıracak bir durum değil sanırım. Hala bu sorunla ilgili bir çözüm önerisi dahi getirilmiyor ve Amerikanın azına bakıp "sınır ötesi yapsak mı ki?" gibi azında geveleyip, kendisini seçen halkı kandırmak için sabrımız taştı, bıçak kemiğe dayandı  gibi uygulamaya yönelik olmayan sözler sarf ederek yeni şehitlerin olmasını sağlayan yöntemler içerisindeler. Öyle kör bir haldeki milletler, Kaddafi ölmeden masaya oturan petrol baronları, ölümüyle imzaları attı bile. Her şey gün gibi açık olan bu durumu Türkiye yıllardır yaşıyor. Türkiyenin doğusundaki petrol rezevrlerini ellerinden kolayca alabilmek için orada özerk bir devler kurmalarına yardım ediyorlar. Bunu görmeyen milletimiz bu işe yardım ve yataklık edenleri başa getiriyor. (Bakınız:"Diyarbakır yıldız bir şehir olabilir.") Kısacası üzüldüğümüz şehitlerimize daha çok üzüleceğiz ve bir zaman sonra sinirleri aldırılmış bir biçimde, çok şükür bugün 10 kişi dün 15 di diyeceğiz belki.

Uyan Türkiye daha ne kadar uyuyacaksın!!!?

18 Ekim 2011 Salı

Hayat güzel(miş)

Söyleyeceğim bir kaç söz var dinleyecek biri olursa diye sakladığım. Yarınları düşünmekten sıkıldığım zamanlarda geçmişin götürdüklerini ibretle tekrar tekrar düşlüyorum, vakit bulabilirsem. "Nedir bu kadar insanlardan  uzaklaştıran beni?" diye sorduğum soruların cevaplarını bekliyorum hala. Sahi ya bu ara cevap alamıyorum insanlardan. Size de oluyor mu hiç, sizde cevapsız bırakılıyor musunuz sürekli. Yanıtsız soruları biriktirip birlikte karanlık ve soğuk bir odada oturup vakit geçiriyor musun mesela?
Her zaman güzel şeylerin olmasını istemek ne kadar anlamsız geliyor bana böyle durumlarda. İnsanın olduğu yerde, güzel olmayan çok fazla şey var. Nasıl ki bir insan hayatın tadını çıkartarak yaşamanı sağlıyorsa, aynı insan yeri geldiğinde hayatı zindan edebiliyor insana.
Yaşadığı yılı ya da mevsimi unutturacak insanlarla beraber olmak ve bu insanlara aynı şekilde mevsimleri unutturmak istiyor. Oysa öylemi gerçek dünya. O kadar çetin bir savaş var ki, insan yaşamaktan bile vaz geçiyor ve kurulu düzenin paslı çarkları arasında zamanını satıyor, patronlara. El becerisi, yaptığı işten aldığı zevk, öyle bir konuma geliyor ki hayatında...
İyi olmak ya da iyi bir insan görünmek hiç bir halta yaramıyor mesela. Sürekli karşındakini kırmamaya çalışmak, ne boktan bir şey haline dönüşüyor karşılık alamadığında. Her şey karşılıklı mı diyeceksiniz şimdi, ama cevap vermeyeceğim bende.
Neydi çözülemeyecek sorun? Neler yapılmalıydı istediklerimin gerçekleşmesi için?. O kadar çok soru var ki artık cevaplamak için hiç enerjimi harcamak istemiyorum. Hayat güzel derler ya, görmek, hissetmek lazım.

6 Ekim 2011 Perşembe

Bu mu yani?


Eski yazılarımı paylaşmak istedim :)

Hiç birşey istediğin gibi olmayacak bu hayatta
duymayacaksın duyman gerekenleri belki,
ya da göremeyeceksin 2 saniye önce köşeyi döneni
ya da seni kimin düşündüğünü bilemeyeceksin hiçbir zaman
eee
ne yapacaksın?
duracak mısın öyle hiç birşey yapmadan?
sadece bekleyecek misin, birisi seni fark edene kadar?
ya da illaki biri seni fark edecek mi?
fark edilmeyi hak ediyo musun?
kim hak ediyo öyleyse?
kim kimin hak edeceğine karar verebilir ki herkesin eşit olduğunu varsaydığımız şu günlerde?

2 orta şekerli kahve yapıp ve karşıklık içebilecek biri yok diye
orta şekerli kahvelere mi küseceksin?
yapma...
düştüğün dipsiz kuyuda sanıyormusun ki teksin?

tek değilsin ama beraber olmak istediğinle beraber değilsin...

Ne yapalım...

zamansa herşeyin ilacı, yutuyorum işte...

Ne kadar sürer kanıma karışması?

11 Haziran 2011 - Cumartesi

Son bir kez


Eski yazılarımı paylaşmak istedim :)


Yap ya da yapma, diyecek birşey yok,
Seni düşünmek gözlerimin içindeki ateşin beni ısıtmasıydı düne kadar,
Şimdiyse gözlerimin içindeki yaşlarla sırılsıklam ıslanıyorum,

Yok yok..
Yanlış anlamanı istemem,
Bu senin suçun değil tabikii,
Bu benim suçum...

Aldanmış kalbimin yorgun iç çekişleriyle,
Bu yanlışı ben yaptım,
Çünkü sevmek...

Sevmek eşit insanlar arasında yapılır deme n'olur
Yangınlardan yeni çıkmış bir insanı sele vermek gibi birşey çünkü söylediğin...

Sevmek dünyanın en güzel anı benim için,
İnsanlar arasında sınıf ayrımının ya da mevkii ayrımının olmadığı yegane yer...

Sevmek seni sevince güzeldi...
Şimdiyse sevmek gözlerine bile bakamamak benim için...

11 Haziran 2011 - Cumartesi

4 Ekim 2011 Salı

Bunun başlığı olmasın

Ne zamandır bir arayıştı içimdekiler, belki bir bekleyiş güzellikler diyarına. Cevapsız sorulardan bıkmış bir küçük çocuktum hala cevabını aradığım soruları sorabilecek birini arıyorken. Kendimi anlatamıyorum sanırım diye başlayan kapalı oturum toplantılarımda kendimi infaz etmemek için bahaneler uydurmuyorum, aksine infaz etmek istiyorum aciz ve çok duygusal kendimi. Kendi kendime yetebildiğim zamanlarsa git gide azalıyor hayatımda. Sevemediğim ama sevdiğim işler için katlanmak zorunda olduğum bir döneme girerken, yardımıma koşan birileri olsun istiyorum belki contayı sıyırmak üzereyken. Kendimi seviyorum ve mutluyum yalanlarından kurtulup, gerçeklerle yüz yüze savaşmak istesemde, yorgun bedenim savaşmaktan kaçınıyor son zamanlarda. Bir liman arıyorum belki, belkide gözlerinde kaybolacağım bir okyanus. Haklısın ne istediğimi tam olarak bilmiyorum ama bunu netleştirebilirim. Her sabah yatağımdan erken kalkıp bir amacımın olmasını istiyorum artık, ya da yatarken yaşadığım o günkü olayları düşünüp mutlu olabileceğim yaşantılar istiyorum. Hayatıma anlam katmak istiyorum kısacası. Olmayacak mı dersin? Olsa ne kadar güzel olurdu dimi.

2 Ekim 2011 Pazar

Ne diyodum?

Sonuçlar vardı tek kişiyi ilgilendiren. Belki biraz üzücüydü. Sevindirici tarafıysa bir şeylerin sonucunun belli olmasıydı o kadar. Gerek yoktu başka söze söylenecekler söylenmiş. Anlayış saklandığı yerden gelmişti fark ettirmeden.

-Anlayış Allasen ne işin var, zamanında yoktun ve şuan hiç zamanı değil,
-...
-Madem geldin hoş geldin. Gelene git diyecek değiliz ya,
-...

Her şeyin bir nedeni ve her yaşanmışlığın bir amacı mı vardı yoksa her şey bana karşımıydı şu yalan dünyada? İnsanlara zararı dokunmayan bir insandım kendimi kendime sorduğumda aldığım cevaplarda. Cevaplar almak için sorulan sorulardan da değildi ve bu sorunun cevabını öğrenmek için sorulmadığından doğruluğu yüksekti kendime göre. İnsan kendini tanıyamıyormuş arkadaş, neler yapabileceğini kestirmek kolay belki ama kestiremedikleri çok ağır hasar veriyormuş.

Ama her kestiremediği yaptıkları artık kestirilebilecek bir davranış olarak kaydediliyor hafızaya ve istenmeyen davranışlar azalıyor insan büyüdükçe ve yaşlandıkça.

Büyümek ve yaşlanmak aynı şey değil dediğimde herkes bir ağızdan "eveett" "tabbiii" der muhtemelen. Felsefe yaptığını düşünen her insan (şekil 1a) böyle içerisine mana yüklediği kelimeleri cümle içinde kullanır sonrada açıklamasını yapar insanları şaşırtmak için.

Her yaşlanan insan büyümüyor dostlar, kimileri küçülüyor. Bir insan büyüdüğünde içi içine sığmıyor taşıyor dünyalık bedeninden. Bizse onlara aNORMAL diyoruz kendimizi normal olarak kabul edip. Madem aNORMAL olacağız neden büyümek istiyoruz sorusunun cevabı ise "felsefe yapmayı seviyoruz"'dur sanırım.

Canım çok sıkkın dostlar içimdekileri yazmak için girdim ve saçma sapan konulara daldım kusuruma bakmayın.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Ne oluyoruz...

Karanlıklardayım sensiz geçen günlerimde,
Tek bir ışık yok içimdeki umudu yeşertecek,
Karanlıklardayım çevremden bi haber,
Cevapları olmayan sorular içimde,
Konuşmak gelmiyor içimden,
En kötü anlarımda,
Belki sevmek sadece,
Belki bağlanmak,
Sus pus olmak istiyorum,
Karanlık bir gecede,
Sadece gözlerin olmalı,
Karanlığın içinde,
İçimi ısıtan gülüşün...

18 Eylül 2011 Pazar

SEVilMEK

Yaşanmışlıklar insanı eziyor ağırlığının altında. İşler ciddiye binince ne kadarda korkutuyor insanı olacaklar. Sevmek, sevilmek için mi isteniyor yalnızlık iliklerimize kadar kendini hissettirdiği zamanlarda. Can çekişen bir balık gibi ne yapacağını bilmez bir şekilde çırpınırken, dünyada hiç bir şeyin anlamı kalmadığı zamanlarda, belkide en çok o zamanlarda bir anlam istiyoruz yaşananlara. Sevmeyi ve sevilmeyi güzel hisler yaşamak ve bir özlemi gidermek için mi istiyoruz?

Bir acizlik belirtisi olduğunda duygularını açıkça ifade etmek... Sevgi sözcükleri anlamını yitirdiğinde... söylenen hiç bir sözün değeri kalmadığında... kurumuş bir ağaç gibi yaşamın bitmesini beklerken... bir umut... yalnızlığı bitirecek bir umut... işte o umut kadar olması istenilen bir ihtiyaç mıdır sevmek... yalnızlığının içinden çekip çıkartmasını istemek midir sevilmek...

Alevler içerisindeki bir su damlacığı gibi korkmuş ve yalnızken,
Ağaçların bulutlar üzerinde yetişmesi kadar imkansızken,
Acıdan gözlerin takılı kalması gibi amaçsızken,
Karınca kadar küçük ve bir fil kadar ağırken,
Sevilmek ne kadar güzel...

15 Eylül 2011 Perşembe

Olabilir

Yazdıklarımın çoğu taslaklaşmaya başladı artık, söylediklerimden utanmaya mı başladım? yoksa söylediklerimin yetersiz olduğunu mu düşünüyorum? Söyleyecek sözüm mü kalmadı acaba yoksa değersizlik tüm bedenimi sardıktandan sonra kalbime de mi ulaştı? İnsanları kendilerini anlattıklarında anlamak zor oluyo bazen. Anlatmaktan korkan, çekinen oluyor bazen, bazende anlayamadığım nedenlerden dolayı anlatmak istemeyenler. Belkide anlatmak herkes için öyle yapılası bir aktivite değil. Dedim ya anlayamıyorum.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bu mudur?

İnsan bazen içindekilere hakim olamıyor. "Ben hayatta yapmam" dediği ya da "bana öyle şeyler olmaz" dediği şeyleri yaptığında bir tokat yemişçesine afallıyor. Kendine yediremiyor en basiti. bir çocuk gibi düşüyoruz bizde yanlış gördüğümüz yanlışlara. Fark ettiğimizde geç oluyor ve bir şey yapamamak daha bir kötü hissettiriyor insana. Kimi zamansa yanlış yaptığımızda, yanlıştan dönebilecek vaktimiz oluyor ama gücümüz olmuyor. İşte böyle zamanlarda yanlışın çıkarla olan ilişkisi daha bir üzüyor insanı. Yapılan yanlışın sonucunda bir çıkarımız varsa biraz daha inisiyatifli oluyoruz. Halbuki yaptığımız tek şey kendimizi kandırmak. Her an erdemli ya da savunduğumuz ilkelerimize bağlı olamayabiliriz. Ne zaman ki kendimizi yargılayabildik işte o zaman düşülen yanlışlığın bir daha tekrarını engelleriz belki. Belkide tekrar aynı yanlışa düşsek bile dönmek için daha güçlü nedenlerimiz olacaktır. Düşünüldüğünde her şey ne kadar da günlük gülistanlık, oysa bunları düşünmüş, tartışmış hatta yaşamış bile olsak yinede aynı yanlışı tekrarlayabilir bir insan.
En çok yapılan yanlış aşkta mı oluyor acaba? İnsanlar duygularına yenik düşüp, kuru bir dal gibi savrulmaktan sevk mi alıyorlar? Kimilerine göre aşk'ta sevgide zamanla bitiyor. O halde zamanla biteceği bilindiği için insan aşık olmaya daha bir meyilli. Bense biteceğini düşünmüyorum. Aşk bitmez belki ama yaşantının zorluklarıyla çekilmez bir hal alabilir ve daha fazla zarar görmemek için ilişkiler bitirilebilir.
Peki insanlar sevdikleri kişilerin hayatını neden yaşanmaz kılarlar? Sahip olmak istediklerini en sevdiklerini kırarak almak ne kadar mutlu edebilir ki bir insanı? İnsanları bir birine bağlayan özellikler vardır. Gülüşünden hoşlanırsınız, çok güzeldir, sohbeti güzeldir, ne olduğunu bilmezsiniz ama bağlanmışsınızdır, haz duyuyorsunuzdur, bakışları sizi etkiliyordur, sosyal biridir, size çok fazla şey katıyordur vs. vs. hangisi olursa olsun eğer onu seviyor, onunla mutluysanız ve onun için her şeyi yapıyorsanız yani sonuç değişmiyorsa neden hoşlandıklarınız sorun yaratsın ki?
"Yüzüm çok güzel diye beni seviyorsun, çirkin olsam yüzüme bile bakmazdın?" gibi sorular geliyor aklıma mesela. Ya da "Sürekli geziyoruz eğleniyoruz diye seviyorsun beni kötü zamanlarımız olduğunda ne olacak?" Bu soruların her biri için uzatabiliriz. Sonuç olarak bence bu sorular soran kişinin acizliğinin belirtisi. Çünkü bir insan her ne sebepten olursa olsun birini seviyorsa ve bu sebep ortadan kaldığında da sevecekse bunu karşındaki kişi sayesinde yapabilir. Bunun adı sadakat, minnet falan olamaz. İki kişiyi bir arada tutan bir birlerinde hoşlandıkları bir şeydir ve eğer bir arada tutmamaya başladıysa, bu zıt bir özellikten dolayı bir arada tutan özelliğin etkisinin azalması da olabilir, bir arada tutan özelliklerinin kaybolmuş olmasıda olabilir.
Eğer insanlar sevdiklerini kaybetmek istemiyorlarsa bir şeyler yapmak zorundadır. Böyle durumlarda istekler karşılıklıdır ve bu istekler zorlanılarakta olsa karşı tarafın mutluluğu için yapılmalıdır. Ancak buradaki sınır yapacak kişinin sınırlarıyla sınırlıdır. Böyle durumlar da bir ilişkide olması gereken en önemli özellik olan saygı göstermek gerekir.

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Anlayış, geldiysen haberim olsun

Günler zordu ve anlayış terk etmişti bedenimizi...
Yorgunluk bir karabasan gibi üstümüze çökmüş, izin vermiyordu bir şeyler yapmamıza...
Dedim yaa terk etti bizi bilmiyorum nerede anlayış...
Oysa ne kadar da çok ihtiyacımız vardı...
Onunda bir sevgilisi var mıydı acaba ilgilenmesi gereken?
Bu yüzden mi terk etmişti...
Oda sürekli olanlara anlam veremiyor olabilir miydi?
Sürprizler yapıyomuydu mesela en beklenmedik anlarda?
Ya da vazgeçiyo muydu kendi olan bir çok şeyden?
Oda her şeye rağmen mutsuz muydu acaba, her gün her dakika olmadık sorunlardan dolayı...
Yazık...
Bak acıdım şimdi anlayışa...
Oysa içi ne kadar da güzel...
Yetmiyor demek ki iyi olmaları bazıları için...
Yetinmek bilmiyor belki şımartılmaya alıştırıldıkları için...
Boşver be anlayış...
Koy bir kadehte kendine...

Kimse var mı?

Durup düşünmek gerek bazen yaptıklarının farkına varabilmek için, insanın kendini sevmesi lazım ilk başta. Kendini olduğu gibi kabullenmek, sevmek lazım...
Aşık olmak ne kadar kolay değil mi öyle bi anda, karşına çıkan ilk kişiye...
Beraber olmak her an, yürümek, tozmak, konuşmak, gülmek, yemek, içmek, sevmek...
Bir birini öylece kabul etmek...
Çok zor olmasa gerek bir insanın elinden tutma cesaretini gösterebilmek...
Ama en zoru sanırım ön yargılarını kırabilmektir insanların...
Bir insanı tanımanın neresi kötü olabilir ki?

Dönüşü zor olan bir yola gitmediğin sürece elini taşın altına atmayacaksan, ne bok yemeye çıkıyorsun bu yola demezler mi insana?
Hep bir duvarın arkasında korunaklı bir yerde, öylece pusmuş bekleyebilir mi insan?
Durma artık yeter artık düşündüğün, kalk ayağa ve bir karar ver,
Garantici olma, mümkün olan işleri herkes yapar,
Yapacaksan bir iş,
Adam gibi yap...
Elin üzerinde kalmasın öyle, yarım yamalak olmasın,
Sövdürme kendine...
Bunu yapamayacaksan arkadaş,
Nah aha şurada kapı...
Kapıyı da çekmeyi unutma...