Yazdıklarımın çoğu taslaklaşmaya başladı artık, söylediklerimden utanmaya mı başladım? yoksa söylediklerimin yetersiz olduğunu mu düşünüyorum? Söyleyecek sözüm mü kalmadı acaba yoksa değersizlik tüm bedenimi sardıktandan sonra kalbime de mi ulaştı? İnsanları kendilerini anlattıklarında anlamak zor oluyo bazen. Anlatmaktan korkan, çekinen oluyor bazen, bazende anlayamadığım nedenlerden dolayı anlatmak istemeyenler. Belkide anlatmak herkes için öyle yapılası bir aktivite değil. Dedim ya anlayamıyorum.
Kendime daha fazla güvenmem gerektiğini düşünmemin ne kadar gerekli olduğunu düşünüyor olmanın bile gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Her an bir şeyleri anlamlandırmak ve analiz etmek için sarf ettiğimiz çaba artık bizi daha az sonuca götürüyor. Sevmek, değer vermek ve bu konuda samimi bir çekingenlik sahibi olmak çoğu zaman işe yaramıyor. Ama insanın olması gereken insan modeli, her an kulaklığından bir komut eşliğinde verilsede, önündeki örnek insanların hareketlerinden görsede kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle davranıyor, ki bu kaçınılmaz bir davranış.
Kendini güvende ya da rahat hissetmeyen insanlar daha fazla hata yapıyorlar. Üzerine giyemedikleri davranışlar insanları sıkıyor ve rahatlamak için hava almaya, kendi olduklarında kendini seven insanlarla birlikte olmaya daha fazla özlem çekiyorlar.
Çevresinde böyle insanların olması ne kadar büyük bir nimet olsa gerek. Yaptıkları yadırganmadan rahatlığını bir zenginlik olarak gören ve adına dost diyebileceğimiz insanlar. Hep suçu insanlarda buluruz zaten, ne zaman suçlu olduğumuzu bilmeyiz(!). Hep bir dostun bu devirde ne kadar zor bulunduğundan dert yanar ve kim için dost olabiliriz diye düşünmeyiz. Hiç kimsenin dostu değilken birilerinin dostumuz olmasını isteriz.
Mahalledeki arkadaşlarının elinde gördüğü dondurmayı ister gibi bir halimiz var. Haa bide her zaman kendimizi elinden geleni yapıyo olarak görmemiz ne kadar bahtsızca bir durum. Oysa şu an dahi samimi ve içten olduğumu düşünüyorum çevremdekilere karşı. Bence hiç kimse mi anlamıyor içten olduğumu ve duygularımdaki samimiyeti.
Ne istiyorum?
Belkide yanlış bir yerdeyimdir.
Yanlış çevre ve yanlış insanlar.
Herkes kendi işinde ve gücünde, kendi doğrularında kendi gibi yaşarken kendim gibi yaşamıyo olduğumu düşünmem bir kıskançlık olsa gerek. Bir özentilik ya da sahip olamama hırsı. Yaşamın kısalığındaki zaman eksikliğinden kaynaklanan, bir an önce kendini kanıtlama çabasındaki başarılar ve insan olmak için yapılan yarışta birileri tarafından beğenilmek çok gurur okşasa da, hak etmediğim beğenilmelerin gururumu okşamaması gerçekten güzel.
Dünyada her insan, başka insanların hayatına anlam katmak için vardır belkide, belkide fark etmedikleri noktaları ışığa çıkartmaktır görevleri. Belkide görev edinmemek görevini çok güzel bir şekilde tamamlamanın ilk şartıdır.
"İnsanlar birilerine neden ihtiyaç duyar? Başka çareleri yoktur da ondan. Amma biz biliriz ki bir insanla mutlu mesut olmanın ilk şartı onu sevmektir. O insanı seversen o insan dünyanın en vazgeçilmeyecek insanıdır. Amma o insanı sevmezsen, o insan dünyanın en vazgeçilmeyecek insanı değildir."
Sizede yabancı gelmedi dimi. Bazıları öğrendiğim iki üç şeyi ya da izlediğim, okuduğum, duyduğum bir kaç şeyi hayatımın her anında kullanıyo olduğumu. Kendimi bunlarla avuttuğum düşünülüyor sanırım. Sanıyorum çünkü ne düşündüğünü bilmiyorum insanların.
İnsanların hayat felsefeleri vardır. Sevdikleri değer verdikleri ve asla unutmayacakları şeyler vardır. Bunları her yerde kullanırlar. Hatta ben bir müzik dinlemiş olsam ve bu müzik bazılarının orta okul yıllarında hastası olup daha sonra bu evreyi geçtikleri bir müzik olabilir, bu müziğin ne kadar güzel olduğunu paylaşırım alaya alınacak olsam da. ya da paylaşırdım mı desem? Bazı insanlar bazı şeylere daha geç sahip olup, hayata geç kalmış olabilirler... mi?
Sizce geç kalmışlık, bence keşfetmekte olabilir. Olabilir, çünkü olması pek te olmayacak bir şey değil...
Kendime daha fazla güvenmem gerektiğini düşünmemin ne kadar gerekli olduğunu düşünüyor olmanın bile gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Her an bir şeyleri anlamlandırmak ve analiz etmek için sarf ettiğimiz çaba artık bizi daha az sonuca götürüyor. Sevmek, değer vermek ve bu konuda samimi bir çekingenlik sahibi olmak çoğu zaman işe yaramıyor. Ama insanın olması gereken insan modeli, her an kulaklığından bir komut eşliğinde verilsede, önündeki örnek insanların hareketlerinden görsede kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle davranıyor, ki bu kaçınılmaz bir davranış.
Kendini güvende ya da rahat hissetmeyen insanlar daha fazla hata yapıyorlar. Üzerine giyemedikleri davranışlar insanları sıkıyor ve rahatlamak için hava almaya, kendi olduklarında kendini seven insanlarla birlikte olmaya daha fazla özlem çekiyorlar.
Çevresinde böyle insanların olması ne kadar büyük bir nimet olsa gerek. Yaptıkları yadırganmadan rahatlığını bir zenginlik olarak gören ve adına dost diyebileceğimiz insanlar. Hep suçu insanlarda buluruz zaten, ne zaman suçlu olduğumuzu bilmeyiz(!). Hep bir dostun bu devirde ne kadar zor bulunduğundan dert yanar ve kim için dost olabiliriz diye düşünmeyiz. Hiç kimsenin dostu değilken birilerinin dostumuz olmasını isteriz.
Mahalledeki arkadaşlarının elinde gördüğü dondurmayı ister gibi bir halimiz var. Haa bide her zaman kendimizi elinden geleni yapıyo olarak görmemiz ne kadar bahtsızca bir durum. Oysa şu an dahi samimi ve içten olduğumu düşünüyorum çevremdekilere karşı. Bence hiç kimse mi anlamıyor içten olduğumu ve duygularımdaki samimiyeti.
Ne istiyorum?
Belkide yanlış bir yerdeyimdir.
Yanlış çevre ve yanlış insanlar.
Herkes kendi işinde ve gücünde, kendi doğrularında kendi gibi yaşarken kendim gibi yaşamıyo olduğumu düşünmem bir kıskançlık olsa gerek. Bir özentilik ya da sahip olamama hırsı. Yaşamın kısalığındaki zaman eksikliğinden kaynaklanan, bir an önce kendini kanıtlama çabasındaki başarılar ve insan olmak için yapılan yarışta birileri tarafından beğenilmek çok gurur okşasa da, hak etmediğim beğenilmelerin gururumu okşamaması gerçekten güzel.
Dünyada her insan, başka insanların hayatına anlam katmak için vardır belkide, belkide fark etmedikleri noktaları ışığa çıkartmaktır görevleri. Belkide görev edinmemek görevini çok güzel bir şekilde tamamlamanın ilk şartıdır.
"İnsanlar birilerine neden ihtiyaç duyar? Başka çareleri yoktur da ondan. Amma biz biliriz ki bir insanla mutlu mesut olmanın ilk şartı onu sevmektir. O insanı seversen o insan dünyanın en vazgeçilmeyecek insanıdır. Amma o insanı sevmezsen, o insan dünyanın en vazgeçilmeyecek insanı değildir."
Sizede yabancı gelmedi dimi. Bazıları öğrendiğim iki üç şeyi ya da izlediğim, okuduğum, duyduğum bir kaç şeyi hayatımın her anında kullanıyo olduğumu. Kendimi bunlarla avuttuğum düşünülüyor sanırım. Sanıyorum çünkü ne düşündüğünü bilmiyorum insanların.
İnsanların hayat felsefeleri vardır. Sevdikleri değer verdikleri ve asla unutmayacakları şeyler vardır. Bunları her yerde kullanırlar. Hatta ben bir müzik dinlemiş olsam ve bu müzik bazılarının orta okul yıllarında hastası olup daha sonra bu evreyi geçtikleri bir müzik olabilir, bu müziğin ne kadar güzel olduğunu paylaşırım alaya alınacak olsam da. ya da paylaşırdım mı desem? Bazı insanlar bazı şeylere daha geç sahip olup, hayata geç kalmış olabilirler... mi?
Sizce geç kalmışlık, bence keşfetmekte olabilir. Olabilir, çünkü olması pek te olmayacak bir şey değil...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder