Umut karanlık odamın içerisinde bir ışık bulmak için gezinirken çarpıştık yanlışlıkla. Birbirimizi görmemiştik, daha önemlisi fark etmemiştik oturup sohbet edene kadar. Pencere kenarında oturup kurduğu hayallerden bahsetti bana, sonsuzluğa bakarken ki mutluluklarından. Bunları anlatırken gözlerinin içi parlıyordu, yüzünde bir tebessüm ve mutluluğun izleri tek tek seçiliyordu ta ki perdelerin çekilip ışığın odayı terk ettiği ve karanlığa mahkum olduğu günleri anlatana kadar. İçindeki sevgi tohumlarını hesapsızca ekmişti topraklara, karşılık beklemeden. Suyunu ve ışığını esirgemeden, bazense fazla fazla vermişti. Tüm olumsuzluklara rağmen pes etmemiş ve pencereden gelen ışık kesildiği halde devam etmişti sevgi tohumlarını ekmeye. Elinde avucunda sevgi tohumu kalmayana dek devam etmiş ve sonunda ne yapacağını bilmez bir şekilde dolanıp durur olmuştu karanlık odada bir tutam ışık kırıntısı bulabilmek için.
Yapma dedim kendine eziyet etmekten başka bir işe yaramaz bu. Sadece kendine zarar verirsin... Eğer yapmazsam içimdeki sevgide biter ve işte o zaman ben yaşayamam dedi titrek ve acıklı bir söyleyişle. Günden güne bulma şansı daha da azalıyor ve daha yorgun devam ediyordu arayışına. Gözlerindeki yorgunluk ve bitkinlik, konu sevgiden aşktan açılınca birden parıldıyor ve hissettiklerini büyük bir içtenlikle anlatıyordu. Umut yitirmemişti kendini, yitirdiği tek bir şey vardı oda ışığıydı...
Bir gece kaybettim ve bir daha bulamadım. Umut veda edemeden gitmişti. Karanlık olan odam daha bir karanlık ve daha bi soğumuştu gitti gideli. Sözleri vardı kulaklarımda devamını tamamlarken duyguladığım, bakışı vardı gözlerimde, bakmaktan usanmayacağım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder