Zararım kendime,
Yanı başında olabilseydim keşke,
Ben ağlayamam bilirsin,
Oysa içim kan ağlıyor,
Sana hoşçakal demek ne kadar zor,
Peki demeni sindirmek,
Hayatın tek kişilik oyununda,
Yine yapayalnızım,
Dönme geri ne olur,
Açma pıhtılaşmamış yaramı,
Yine kanarım güzel gözlerine gelirsen,
Gelme geri ne olur,
Yapamıyorum tek başıma,
Bana yardım et ve gelme...
1 Ağustos 2012
8 Ekim 2012 Pazartesi
Dönüşler beklenmedik olur bazen
Dönüşü olmayan bir yoldayım gözlerim kapalı,
Her şeyi yok sayıp silmek için,
Dönüşü olmayan bir yoldayım ayaklarım geri gitme çabasında,
Olmayacağını kabullenmemek boşuna.
Dönüşü olmayan bir yoldayım kalbimin derinliklerinde tek kişilik bir odada,
İçine sürükleyen kara delikti kime gülümsediğini bilmediğim gözlerin,
Bir kez de bana bakar mı diye hayal ederken...
Her şeyi yok sayıp silmek için,
Dönüşü olmayan bir yoldayım ayaklarım geri gitme çabasında,
Olmayacağını kabullenmemek boşuna.
Dönüşü olmayan bir yoldayım kalbimin derinliklerinde tek kişilik bir odada,
İçine sürükleyen kara delikti kime gülümsediğini bilmediğim gözlerin,
Bir kez de bana bakar mı diye hayal ederken...
16 Haziran 2012 Cumartesi
Biri bir şeyler mi söyledi?
Ne acayip bir durum boşlukta olmak, sevip sevip ayrı kalmak. Can telaşı ile farkına varamadığımız zaman. Öyle bir geçiyor ki önünde ne varsa silip süpürüyor.
Kararlarımız bize ait olmuyor çoğu zaman. Çoğu zaman kararımızı verdikten sonra neden öyle bir karar verdiğimizi sorgulamışızdır. İstemediğimiz kararlar veriyor olmamız ne kadar normal?
Gitmek istiyorum, çok ama çok uzaklara. Yanımda sadece kendim olsun yeter. Bir deniz kıyısında karaya vurmuş deniz yosunları gibi karaya vurmuşken, susmak istiyorum konuşmamı bekleyenlere. Sonu bildiğim bir hikaye olsa da yapmak istediklerim, tekrar hata yapmak istiyorum. Yıpranmış duygularımın tekrar yıpratılmasını istiyorum belki, belkide yalnızlığımı paylaştığım küçük ve dağınık odamı mutluluğumla doldurmak istiyorum. Kimse bilmez ki şuan ki durumundan daha mutlu olup olamayacağını. Sadece umut eder.
Sonumun nasıl olacağını düşünüyorum bu ara, sefil bir hayatın yorgun savaşçısı mı olacağım yıllar sonra? bezginlik dolu adına hayat dediğimiz bir hayatın içinde mi?
Kimse bilemez. Kimse bilemez. Kimse bilemez.
Daha çok kendime acıyorum yıllar geçtikçe, daha çok kendime düşman oluyorum. Bilmiyorum ne olacak bu halim. yabancı bir şehirde en son gelen bir gezgin gibi dolaşıyorum izbe sokaklarda. Beni görürseniz dostlar...
Boşverin...
Kararlarımız bize ait olmuyor çoğu zaman. Çoğu zaman kararımızı verdikten sonra neden öyle bir karar verdiğimizi sorgulamışızdır. İstemediğimiz kararlar veriyor olmamız ne kadar normal?
Gitmek istiyorum, çok ama çok uzaklara. Yanımda sadece kendim olsun yeter. Bir deniz kıyısında karaya vurmuş deniz yosunları gibi karaya vurmuşken, susmak istiyorum konuşmamı bekleyenlere. Sonu bildiğim bir hikaye olsa da yapmak istediklerim, tekrar hata yapmak istiyorum. Yıpranmış duygularımın tekrar yıpratılmasını istiyorum belki, belkide yalnızlığımı paylaştığım küçük ve dağınık odamı mutluluğumla doldurmak istiyorum. Kimse bilmez ki şuan ki durumundan daha mutlu olup olamayacağını. Sadece umut eder.
Sonumun nasıl olacağını düşünüyorum bu ara, sefil bir hayatın yorgun savaşçısı mı olacağım yıllar sonra? bezginlik dolu adına hayat dediğimiz bir hayatın içinde mi?
Kimse bilemez. Kimse bilemez. Kimse bilemez.
Daha çok kendime acıyorum yıllar geçtikçe, daha çok kendime düşman oluyorum. Bilmiyorum ne olacak bu halim. yabancı bir şehirde en son gelen bir gezgin gibi dolaşıyorum izbe sokaklarda. Beni görürseniz dostlar...
Boşverin...
27 Mayıs 2012 Pazar
İstemek!?
İstemek...
Öyle şeyler ister ki insan olma olasılığının olmamasını bile isteyecek kadar kendini kaptırır bu istediği şeye. Hiç bir şey umurunda olmaz. Ona sahip olmadığı sürece bir yanı hep eksik gibi gelir kendisine. Gözleri görmez bir başkasını, yapacağı ya da yapması gereken şeylerin hiç birine konsantre olmaz ve hayatındaki çalkantılar 100 santigrat dereceye ulaşmadığı halde çoktan kaynamaya başlamıştır. Çünkü işin içinde sabırsızlık ve çok isteme enzimleri yeterince hayatı çekilmez bir hale getirmiştir. Peki sonra ne olur? Bir gün daha beklemek ölüm gibi görünüyorken gözümüze, elde ettiğimizde şaşkınlıktan mı bilinmez salaklaşırız vene yapmamız gerektiğini bilemeyip öylece hiç bir şey yapmadan bekleriz. Neden böyle olur diye soruyorum kendime sürekli, her defasında cevabım bir öncekinden biraz farklı oluyor. Büyüyor muyum ne?
İstediğimiz (sahip olmak istediğimiz) şey, belkide aslında tam olarak istediğimiz gibi değil ya da çevresel faktörler yüzünden sahip olduğumuz şeyi amaçladığımız gibi kullanamıyoruz.
Keyfimiz kaçmış, elde ettikten sonra ilgimizi başka şeyler çekiyor da olabilir. Ki çoğunlukla böyle olur. İlgimizi çeken bizim olsun istediğimiz bir şeye sahip olmak istediğimizde karşımıza bir dizi olumsuzluk çıkar.
*Sahip olabilmemiz olası değildir,
*Ne yeri ne de zamanıdır,
*Yapmamız gerek daha önemli şeyler olduğundan, zaman ayırmamız muhtemel değildir,
*İstemek ile sahip olmak arasında bulunan ironik yapının getirdiği güçlükler,
*Yaşanmışlıklardan alınması gereken dersler (hevesin kaçması),
*Hayal edilen kadar iyi olmaması vb...
Bu sorunların heves edilen şeye sahip olmadan öncede biliniyor olması bu sorunların yaşanmamasını sağlayacak kadar etkili olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü bu sorunların hemen hemen hepsinin yaşanmış olması, tekrar yaşanmasına olanak sağlayan etmenlerden sadece birisidir.
Hayatta olmak isteyip de olamadığımız gerçeğiyle yüzleştiğimizde, hayatın bize ne tür haksızlıklar yaptığını , hayatımızın zorlukları karşısında apaçık bir eziklik içerisinde olduğumuz zamanları hatırlayıp tekrar tekrar karanlık geceler içerisinde zaman geçirmekten hoşlanmaya başlarız.
Dönüş ya da bir değişim olmayacağı açıktır. Hiç bir zaman tam olarak memnun ya da mutlu olamayacağımız aşikar. Ancak bu olumsuzluklar karşısında bile bizi mutluluğa gark edecek en ufak kırıntıyı kaçırmama, hayatta mutlu olmaya çalışma eğilimimiz bizi yaşamda tutuyor diyebilirim.
Öyle şeyler ister ki insan olma olasılığının olmamasını bile isteyecek kadar kendini kaptırır bu istediği şeye. Hiç bir şey umurunda olmaz. Ona sahip olmadığı sürece bir yanı hep eksik gibi gelir kendisine. Gözleri görmez bir başkasını, yapacağı ya da yapması gereken şeylerin hiç birine konsantre olmaz ve hayatındaki çalkantılar 100 santigrat dereceye ulaşmadığı halde çoktan kaynamaya başlamıştır. Çünkü işin içinde sabırsızlık ve çok isteme enzimleri yeterince hayatı çekilmez bir hale getirmiştir. Peki sonra ne olur? Bir gün daha beklemek ölüm gibi görünüyorken gözümüze, elde ettiğimizde şaşkınlıktan mı bilinmez salaklaşırız vene yapmamız gerektiğini bilemeyip öylece hiç bir şey yapmadan bekleriz. Neden böyle olur diye soruyorum kendime sürekli, her defasında cevabım bir öncekinden biraz farklı oluyor. Büyüyor muyum ne?
İstediğimiz (sahip olmak istediğimiz) şey, belkide aslında tam olarak istediğimiz gibi değil ya da çevresel faktörler yüzünden sahip olduğumuz şeyi amaçladığımız gibi kullanamıyoruz.
Keyfimiz kaçmış, elde ettikten sonra ilgimizi başka şeyler çekiyor da olabilir. Ki çoğunlukla böyle olur. İlgimizi çeken bizim olsun istediğimiz bir şeye sahip olmak istediğimizde karşımıza bir dizi olumsuzluk çıkar.
*Sahip olabilmemiz olası değildir,
*Ne yeri ne de zamanıdır,
*Yapmamız gerek daha önemli şeyler olduğundan, zaman ayırmamız muhtemel değildir,
*İstemek ile sahip olmak arasında bulunan ironik yapının getirdiği güçlükler,
*Yaşanmışlıklardan alınması gereken dersler (hevesin kaçması),
*Hayal edilen kadar iyi olmaması vb...
Bu sorunların heves edilen şeye sahip olmadan öncede biliniyor olması bu sorunların yaşanmamasını sağlayacak kadar etkili olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü bu sorunların hemen hemen hepsinin yaşanmış olması, tekrar yaşanmasına olanak sağlayan etmenlerden sadece birisidir.
Hayatta olmak isteyip de olamadığımız gerçeğiyle yüzleştiğimizde, hayatın bize ne tür haksızlıklar yaptığını , hayatımızın zorlukları karşısında apaçık bir eziklik içerisinde olduğumuz zamanları hatırlayıp tekrar tekrar karanlık geceler içerisinde zaman geçirmekten hoşlanmaya başlarız.
Dönüş ya da bir değişim olmayacağı açıktır. Hiç bir zaman tam olarak memnun ya da mutlu olamayacağımız aşikar. Ancak bu olumsuzluklar karşısında bile bizi mutluluğa gark edecek en ufak kırıntıyı kaçırmama, hayatta mutlu olmaya çalışma eğilimimiz bizi yaşamda tutuyor diyebilirim.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Güzel Günler
Sorunlar ve sorunların oluşturduğu sonuçlarla yaşıyoruz. Her geçen gün daha bi kanatsa da yaralarımız hala yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz...
Güzel ve güneşli bir günde kendin için çıktığında dışarı, bir nefes çekersin içine. İçinden en sevdiğin şeyler ve en sevdiklerin geçer bir bir. Bir rüzgar değer tenine, sana takılmak isteyen bir arkadaş gibi sürtünerek. Güzel günler yakın değil belki ama gelecek bir gün...
Güzel ve güneşli bir günde kendin için çıktığında dışarı, bir nefes çekersin içine. İçinden en sevdiğin şeyler ve en sevdiklerin geçer bir bir. Bir rüzgar değer tenine, sana takılmak isteyen bir arkadaş gibi sürtünerek. Güzel günler yakın değil belki ama gelecek bir gün...
6 Mayıs 2012 Pazar
Hayat
Durum gittikçe kötüleşiyor, yapılacaklara yetişemiyorum artık. Yaptığım hiç bir şey de yok aslında. Yaptığım tek şey yapmam gerekenleri yapmadığımı söyleyip, yapmak için kendimi zorlamak. Ki bunda da başarılı olduğum söylenemez. Geleceği planlayıp bu yolda gereken her şeyi yapanlara çok imreniyorum. Bir amaç uğruna zevk aldığı bir çok şeyden vazgeçip, sadece amacı üzerine uğraşan ve sonunda kazananlara. Hayatımı düzene sokmak ve bu düzen içinde yaşamadan zevk almak istiyorum. Hayatım, ne düzene giriyor nede hayattan zevk alıyorum sanırım. İkisinde de başarısız oluyorum doğal olarak. Hayat... Hayatım... Üzerine bir çok anlam yükleyip sonra pişman olduğumuz bir kelime olsa gerek bu hayat. Pişmanlıklar can acıtmadığı sürece sorun değil ama hayat üzerine yapılan planların başarısız olmasının nedeni... Biliyorsunuz işte gereksizce lafı uzatmaya gerek yok...
26 Şubat 2012 Pazar
Ne oluyo?
Dertlendiğimde la ri ra ra rey demeye başladım, ne zaman canım sıkılsa burada buluyorum kendimi ve bişeyler yazarken. Ne oldu diyeceksiniz şimdi ne derdin var anlat ama olmuyor ki, yapamıyorum. Sadece anlamadığım şeylerden bahsetmek istiyorum bugün, konuşulan kelimelerin bir sonraki kelime ile nasıl silindiğini nasıl unutulup cümlenin anlamına kattığı değerin nasıl bir anda silinip ağzımızdan çıkan en son kelimenin cümleye anlam katmaya soyunduğunu. Soyunmak demişken üzerimdeki tüm kararsızlıklardan soyunup kurtulabilseydim ne kadar güzel olurdu. Saçmalamaya başladım yine yazdığım cümleleri beğenmeyip silip yenilerini yazıyorum. Acaba paylaşmak istemediğimden mi bu silişlerim yoksa beğenilmemek dürtüsünün rahatsızlığından mı? Okunmayan bir bloğun yazarı olarak kendimle baş başa yazar-eleştirmencilik oynuyoruz içimdekileri aktarmaya çalışırken. Kısacası dostlar hani dertliyim kederliyim derler ya, öyleyim be ya...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)